28 Haziran 2016 Salı

SEVDADIR KARADENİZ...





Bir sevdadır Karadeniz…

Kalbinin, kafanın bir köşesine girdi mi, asla kurtulamazsın ondan, esiri olursun. Giderken “zaman bir an önce gelsin” diye heyecandan ölürsün, vardığında “zaman dursun” dersin, her gidişinde daha fazla aşık olursun, daha dönmeden özlersin, döndüğünde bir sonraki gidişin hayalini kurarsın.
Başka bir yere benzemez Karadeniz, fena bağımlılık yapar, önceden söyleyeyim, bilesiniz…

(Benim yayla masalım da bu linkte)
Daha önceki kısa süreli konaklamaları, uğramaları dikkate almazsak, dört senedir Karadeniz’e gidiyorum yaz-kış demeden. 

Her seferinde ayrı bir heyecan, ayrı bir büyülenme, ayrı bir aşk hali…

Muhtemelen bunu paylaşımlarımda fazla yansıtıyorumdur ki, her defa gerek Türkiye’deki, gerek Azerbaycan’daki arkadaşlarımın sayısız sorularına muhatap oluyorum. 

“Oraya nasıl gidilir”, “Sen nasıl buluyorsun o yerleri”,  “Nerede kalmak lazım”, “Fiyatlar nasıl”,  “turla mı daha iyi, bireysel gitsek mi”, “kaç gün kalmak yeterli”, “ne yapılır orada”...


Aslında İnternette bu soruların hepsine cevap bulmak mümkün, ama çok zaman,  çok inceleme ve en önemlisi, çok ilgi gerektiriyor. 


Deneyimlerimden yola çıkarak bu sorulara cevap vermeye çalışacağım bu yazıda.

                                                   NEREYE GİTMELİ?

Öncelikle, nereye gitmek istediğinizi kabaca belirlemeniz  lazım. Karadeniz dediğin bir derya, gez-gez bitmez. Sahil şeridinde mi dolaşmak istersiniz, dağlara-yaylalara mı çıkmak istersiniz, köyleri mi gezmek istersiniz, bir ilin, bir ilçenin mi keyfini çıkarmak istersiniz, yoksa baştan-başa Karadeniz’i mi görmek istersiniz, önce ona  karar vermeniz gerekiyor. Evet, karar vermek çok zor, çünkü her yeri ayrı güzel…
Pokut
Ben şimdiye kadar Artvin’de Hopa’yı, Kafkasör ve Borçka’yı (tabi Karagöl’ü de), Trabzon’da Maçka’yı, Çaykara’yı,  Sümela’yı, Uzungöl’ü, Hamsiköy’ü, Zigana’yı, Sultan Murat ve Hıdır Nebi yaylalarını, Rize’de Ayder, Pokut, Sal, Hazindak, Gito, Badara, Çat yaylalarını, Galer düzü’nü, Palovit’i, Zilkale’yi, Çamlıhemşin’de Makrevis, Ortan, Çulina, Çelina, Koboş, Habak köylerini gezdim, gördüm. Hepsi ayrı bir efsane... 
Ayder
Gezdiğim-gördüğüm yerler içerisinde doğa-fiyat-kalite  açısından Rize açık ara farkla önde. Gerçi bazı Karadenizli arkadaşlarım ilk gittiğim sene tecrübesizlikten sis nedeniyle çıkmadığımız Maçahel’i, çok merak ettiğim Şavşat’ı, Yusufeli’ni görmeden, Sis Dağı’na, Şalpazarı’na çıkmadan  kanaatimi belirtmemem gerektiğini söylüyorlar, ama benim içimdeki bir ses ve şimdiye kadarki deneyimlerim doğru yolda olduğumu fısıldıyor. Çamlıhemşin yaylaları, Fırtına halen gönlümün bir numarası...
Fırtına deresi
Evet, özellikle ilk kez gidenler sahil yolundaki  çarpık yapılanmayı, zevksiz beton binaları görünce ciddi bir hayal kırıklığı yaşayabilirler, ancak bu hayal kırıklığı Ardeşen’den Çamlıhemşin’e veya Pazar’dan Hemşin’e doğru saptığınız anda azalmaya başlıyor, Fırtına vadisinin yukarı kısmında ise tamamen kayboluyor. 

Daha yukarılara çıkmanıza bile gerek kalmadan kendinizi cennetin ortasında buluveriyorsunuz bir anda. Fırtına’nın her türlü müzikten güzel sesi eşliğinde yukarılara doğru çıktıkça elinizi fotoğraf makinesinin deklanşöründen çekemiyorsunuz. Ama acele etmeyin, sonrasında her gördüğünüz kare bir öncekinden daha güzeldir kesinlikle…

Azerbaycan’dan araç veya otobüsle gelecek olursanız, tabi ki Karadeniz gezisini Artvin’den başlayın derim.  İlk durağınız bence Borçka Karagöl olmalı. “Cennetten bir köşe” diyeceksiniz, yüzlerce fotoğraf çekeceksiniz ve sonra bir daha hiç unutmayacaksınız, emin olun.
Borçka Karagöl
Borçka Karagöl’ün kenarında sadece bir işletme var, o da bizim gittiğimiz Ramazan döneminde açık değildi.  Ancak yakınlardaki köylerde kalınacak pansiyonlar mevcut. Özellikle Klaskur köyü, konaklama için kalan turistlerin uğrak yeri. 
Karagöl’ü gördükten sonra Borçka’ya dönüp Artvin merkez yolunu seçtiğinizde o yol sizi Kafkasör’a götürecektir. Kafkasör’de ve yakınında kalınacak pansiyonlar mevcut. 
Karagöl üzerinden devam eden yol ise benim bir sonraki hayalim. Ben ne yapıp edip gitmeyi düşünüyorum, size de tavsiyem, Gürcü kültürünün hakim olduğu Maçahel’de mutlaka kalın, Şavşat’ı görün. İyi bir rehber bulabilirseniz ve zamanınız da varsa, Artvin yaylalarına da çıkın…

Sonra yine sahil yoluna inin, bu sefer istikamet Rize. Ama Rize’de seçenek o kadar çok ki, başından karar vermediyseniz, çok zorlanacaksınız.  Beni yol hep  Çamlıhemşin istikametine götürdü bugüne kadar. Çamlıhemşin merkez sizi cezbetmeye bilir, zira binalar çirkin, ama neyse ki şimdi doğaya uygun dış kaplama çalışmaları yapılıyor. 

Çamlıhemşin'e geldiğinizde yol önce ikiye ayrılıyor. Zaten tabelaları göreceksiniz. Sola doğru giden  yol sizi Ayder istikametine götürüyor. Ayder’den Kavrun, Ceymakcur, Paakçur, Huser ve Avusor yaylalarına çıkılıyor. 
Çinçiva kahveden görünen tablo
Çamlıhemşin merkezden dümdüz devam ettiğinizde ise dünya tatlısı  Çinçiva (şimdiki adı Şenyuva) köyüne ulaşmış oluyorsunuz. Çinçiva’nın hemen çıkışından sola saptığınızda  Pokut, Sal, Hazindak, Amlakit, Samistal yaylalarına gidebileceğiniz bir yol var.  Düz devam ettiğinizde ise Zilkale, Palovit,  Çat, Gito,  Elevit,  Trovit, Haçevanak, Apevanak gibi size değişik gelecek isimdeki yaylalara ulaşmak mümkün. Bu yaylaların bir kısmına Pazar/Hemşin üzerinden de ulaşmak mümkün – tercih ve imkan meselesi…
Ayder yaylası
Karadeniz’in “içine düşmeyen” herkesin ilk aklına gelen yer tabi ki Ayder yaylası olacak, ama Ayder’e kafa dinlemek için gidiyorsanız, biraz işiniz zor. Zira Ayder, bir yayla değil, bütün yıl boyu insan kaynayan ve fazlasıyla ticarileşmiş, yozlaşmış bir turizm merkezine dönüşmüş durumda.  Gerçi kalabalığına ve binalarının çokluğuna rağmen özellikle yukarı kısmı güzelliği ile halen göz kamaştırıyor o ayrı. Kaplıcası da cabası…
Pokut yaylası
Bana kalırsa, Rize’de yayla konusunda ilk tercih Pokut-Sal-Hazindak-Samistal rotası olmalı. Samistal’a gidemediğim için üzgünüm, ama Pokut’ta Enetab’a çıktığınız zaman (hava açıksa tabi) 360 derece panoramada dağları, bir tarafta denizi, çevredeki dağların koynuna sığınmış  yaylaları görmenin verdiği hazzı yaşamanızı öneririm. 
Sal yaylası

15 dakikalık yürüme mesafesindeki  Sal yaylasının en yüksek noktasından Pokut’u izlemenin, 15 dakikalık muhteşem bir patika yolculuğunun ardından çıkacağınız gizli cennet  Tanevit'te otların üzerine uzanıp Pokut’u seyretmenin, yaklaşık iki buçuk saatlik müthiş bir orman yolculuğunun ardından ulaştığınız başka bir büyülü yayla olan  Hazindak’tan “oradan buraya nasıl geldik” diye şaşıracağınız uzaklıktaki Pokut’a selam vermenin keyfi başka hiçbir yerde yoktur, eminim.  
Hazindak yaylası
Sabahın erken saatinde sadece uzaktan gelen dere ve kuş sesi eşliğinde ıslak otların üzerinde gezinmenin, bir anda her tarafı kaplayan sisin gelişine tanıklık etmenin, yağmurdan sonraki sis denizinin büyüsü sizi başka bir gezegende hissettirecektir. Trabzon yaylalarında aynı rakımda Pokut ve Hazindak’taki yeşili de göremezsiniz, söyleyeyim…
Hazindak'tan görünen Pokut...



Zamanınız bolsa Hazindak'tan Samistal'a da güzel bir yürüyüş yaparsınız... 

Bu güzergahı bitirip aşağı Çinçiva'ya indiğinizde rotayı Çat-Gito-Elevit yönüne çevirebilirsiniz. Yolunuzun üzerinde Zilkale, Palovit durakları var, isterseniz uğrayabilirsiniz. Yola devam edip Meydan köyüne ulaştığınızda sağa doğru çıkan bir yol var. O yol sizi Gito (Kito) ve Badara yaylalarına çıkaracak. Önce dört yol ayrımından sola Gito'ya doğru çıkın. Pişman olmayacaksınız. Aşağıda görünen Çat yaylasına gitmek isteyeceksiniz. Gito'dan da Pokut'a bir selam verirsiniz artık. Orman içi patikayla yaklaşık 20 dakika dik bir yürüyüş parkurunu takip ettiğinizde nefes kesen bir düzlüğe çıkacaksınız.
                                                               Gito 

 İşte o düzlükte tam karşınızda kalan yaylanın adı Badara. Badara'ya araçla da gidersiniz, ama en iyisi Gito'dan oraya yürümek. Çok güzel bir platoda kurulu, sarı komar çiçekleri ile kaplı yemyeşil, muhteşem bir yayladır Badara... 
                                                               Badara 

Badara'dan dönüp aşağıya indiğinizde yol ayrımından Çat köyüne geçin. Ama dikkatli olun, köylülerin gazabına uğrayabilirsiniz. Çünkü reklamlara konu olan ve Çamlıhemşin'e gitmek isteyen herkesin mutlaka bir poz vermek istediği Çat yaylası aslında Çat köyünün otlak alanı. Bazıları arabayla bile dalıyormuş, o yüzden köylüler nisan-ekim arasında düzlüğe girişi yasaklamış. Ama toprak yoldan çıkmadan da o güzelliği seyretmeniz mümkün. Hava açıksa, güzel bir Gito manzarası da göreceksiniz buradan... 
                                                              Çat 

Çat köyünden inip sola yukarıya doğru devam ettiğinizde Elevit yaylasına çıkacaksınız. Ki bence çıkın... 

Çamlıhemşin'de tercihiniz yaylalar olmayabilir de. Fırtına vadisinin iki yakasında ilçeye bağlı köyler (mahalleler) göz kamaştırıyor. O köylere en az 3-4 gün ayırmalı bence. Önce Habak'tan başlayın, Siyamkar'dan vadinin olağanüstü manzarasını izleyin. 
                                                                Siyamkar 

Sonra Makrevis'e (Konaklar) geçin.  Adı üstünde, vadinin en şahane konakları burada. En güzel orman içi patikaları da. O patikayı takip ederseniz sessizliği ile sizi büyüleyecek olan Haçina'ya gidersiniz. Öyle kolay bir patika değil ama, dik yokuşları, ırmakları, şelaleleri var, ona göre. 
                                                           Makrevis 

Haçina'dan Ortan'a da çok zorlu bir patika geçiyormuş, ben onu denemedim. Ortan'a aşağıdan yol çıkıyor, o daha kolay. Ortan'ı bitirip Çinçiva'ya indiğinizde zaten gün bitmiş, siz de yorulmuş olacaksınız:)

                                               Makrevis'ten Haçina'ya doğru... 

Ertesi gün Çamlıhemşin merkezi biraz aşağıya doğru geçip soldaki köy yollarını takip edeceksiniz. Büyü Aşağı Vice, Yukarı Vice köylerinde başlayacak. Tabi yorgunluk da. Zira köy yolları hep dik:) Ama yorulmanıza değecek. 
Yeniden Çamlıhemşin'e inip yukarıya doğru çıktığınızda sizi karşılayacak mahallenin adı Çelina. Tam karşınızda Makrevis'in konaklarını göreceksiniz. Çelina'nın patikaları da çok zordur, ama muhteşemdir. 
                                                           Çelina 
Çelina'dan inip yeniden sağa kalktığınızda yol sizi Küşüve'ye götürecek. Bir sonraki durak ise Koboş mahallesi. Sonra da Mollaveyis köyü. Hepsi sizi ayrı büyüleyecek... 

Ama bir mahalle var ki, onun yeri çok ayrı. Bilerek sona bıraktım o yüzden. Orası Çulina, nam-ı diğer Kendini Koruyan Mahalle. Orası kesinlikle yeryüzü cennetlerinden birisi. Başka hiçbir yere benzemez. Tabelasında "nüfus 1" diye yazar, zira bütün yıl boyunca orada yaşayan tek kişi var - Metin Akıncı. Yaz aylarında Metin Abi'nin ailesi de geliyor, nüfus artıyor. Çulina'ya ya aşağıdan oldukça dik ve zor bir patika ile, ya da teleferikle geçebilirsiniz, zira yol yok. Ama bolca huzur var, kuş sesi var, çiçeklerin, otların mis kokusu var,  güzel kahvaltılar, bitmeyen muhabbet var. Bağımlılık yapan bir yerdir Çulina, başka hiçbir yere benzemez... 

                                              Kendini koruyan mahalle - Çulina

Yine Çulina hayaline dalmadan Karadeniz güzergahına devam edelim.  
Rize’den sonraki durak Trabzon olacak haliyle.  Rize merkezden Trabzon’daki ilk durağınız olabilecek Uzungöl’e yaklaşık bir saatte varırsınız. Of-Çaykara yolunu takip edeceksiniz, tabelalar sizi götürecek.  Uzungöl’ü kenarından seyrederek bir şey anlamayacaksınız ve bence hatta, “niye geldim” fikrine kapılacaksınız. Caminin tam karşısından ara sokaklardan yukarıya doğru bir yol çıkıyor. Bozuk ve stabilize bir yol, ama takip etmenize değecektir – zaten Uzungöl’deki en güzel anınız da yukarıdan avuç içi gibi gölü gördüğünüz manzara olacak.
Uzungöl
 Uzungöl’den geri döndüğünüz zaman Bayburt-Of yolundan geriye-sağa doğru Sultan Murat yaylasına çıkabilirsiniz. Tabelayı kaçırmayın sakın. Yol sonuna kadar asfalt, korkmayın. Sadece sis olabilir, o kadar…
Sultan Murat Yaylası
Of-Uzungöl-Sultan Murat rotasını tamamladıktan sonra yeniden aşağı sahil yoluna inip Sürmene’yi ziyaret edin. Sonra istikamet Maçka… Maçka yolunu takip ederek Sümela Manastırı’na ulaşırsınız. Sümela Manastırı bildiğim kadarıyla şimdi tadilatta, ancak belki siz karar verene kadar biter, mutlaka gidin – insan oğlunun nelere kadir olduğunu görmelisiniz.
Sümela Manastırı
Sonra Maçka’ya doğru geri dönüp, Trabzon-Gümüşhane yoluna girdiğinizde sütlacıyla ve tablo gibi manzarasıyla ünlü Hamsiköy’e gideceksiniz.  Yol üzerinde sağa sapıp Vazelon manastırını da görebilirsiniz, isterseniz. Hamsiköy’e vardığınızda şanslı gününüzdeyseniz, mutlaka köyden birisi sizi o tablo gibi manzaranın görüldüğü yere götürecektir.
Hamsiköy
Trabzon’a doğru  dönüşünüzü Hamsiköy üzerinden yapmayın ancak, ne de olsa o yolu geldiniz, gördünüz. Yolunuz biraz uzayacak, ama Zigana’ya doğru devam ederseniz, yeni güzellikler göreceksiniz.
Zigana yolu
Trabzon merkezde nereye gidilir derseniz de, Atatürk Köşkü, Ayasofya ve manzaraya karşı çay içmek için de Boztepe derim…
Boztepe
Bir az ilerleyince Akçaabat üzerinden yukarıya doğru çıkan yol da sizi çilek toplayıp açık havada Karadeniz’i seyredebileceğiniz Hıdırnebi yaylasına götürüyor. Hıdırnebi’nin yakınında yürüyerek gidilecek bir çok yayla var, çok keyifli yürüyüşler yapılabilir…
Hıdırnebi yaylası
                                     TURLA MI GİTMELİ, BİREYSEL Mİ?

Tamamen size kalmış. Şahsen ben tur sevmem, kafama göre takılmayı tercih ederim, ama bu da kişiye göre değişen bir konu. Özellikle ilk kez gidiyorsanız veya ulaşılması zor olan, tek başına gidilemeyecek yerleri görmek istiyorsanız, bir turu tercih edebilirsiniz. Karadeniz’e gerek günübirlik, gerek haftalık, gerek daha uzun süreli turlar düzenleyen onlarca, belki yüzlerce firma var. Ya da yerel bir rehberle anlaşabilirsiniz, o sizi gezdirir... 
Pokut'tan görülen Amlakit...
Gitmesem dahi şimdiye kadar onlarca turu inceledim, baktım, bana en cazip gelen iki firmayı önerebilirim. Birincisi, yılların Karadeniz deneyimiyle Bukla Tur. İkincisi, kurucu ve rehberlerinin bölge insanı olması, o yaylalarda büyümesi ve tamamen Karadeniz endeksli olması sebebiyle Pokutsal. 

Bukla, İstanbul merkezli. Pokutsal, Çamlıhemşin merkezde bulunuyor. En fazla 15 kişilik butik turlar düzenliyorlar. Farklı seçenekleri var.  Bir haftalık en yüksek tur fiyatı 1800 lira civarında. Fiyatlara Trabzon’a kadarki ulaşım dahil değil. Sizi Trabzon’dan alıyorlar ve Trabzon’a bırakıyorlar. 1400-1600 liralık turları da bulunuyor. Bukla'nın 2500 liralık 10 günlük turları da bulunuyor. 


                                                    NE ZAMAN GİTMELİ?

Karadeniz’de mevsim mayısta başlar. Bana kalırsa, yaylanın en güzel zamanı haziran ayı.  Ama Karadeniz yaylaları genellikle temmuzdan sonra şenlenir. Yazın Ramazan dönemine denk geldiyseniz, bütün yayla sizindir – yayla evleri çoğunlukla Ramazan’dan sonra açılıyor. 
Sakin, sessiz, kimsesiz bir tatil düşünüyorsanız, Ramazan dönemini seçebilirsiniz. Tek dezavantajı, aşağılarda, yani merkezlerde çoğu restoran ve kafelerin kapalı olması. Ama yaylada aç kalmazsınız kesinlikle. Daha şenlikli, türkülü, horonlu bir yayla tatili istiyorsanız, temmuz-ağustos dönemlerini tercih etmelisiniz. Hem güzel, hem sakin derseniz, eylül olsun...
İnternetten yayla şenliklerinin tarihlerini öğrenip, tatilinizi herhangi bir şenliğe de denk getirebilirsiniz. 
Tanevit'ten Pokut manzarası...
                                                          NASIL GİTMELİ?

Bireysel olarak gidecekseniz, seçenek çok.
Birincisi, kendi arabanızla seyahat etmek. Özgürlüğün tadına ancak böyle varırsınız oralarda. Trabzon’da çok ihtiyaç değil, ama Rize’de ve Artvin’de yukarı yaylalara çıkmak için aracınızın 4x4 olmasında fayda var.  Mesela, biz Artvin’de Borçka Karagöl’e ve Kafkasör’e, Rize’de Ayder’e ve Galer düzü’ne Wolkswagen Polo ile, Trabzon’da Sultan Murat, Hıdır Nebi, Uzungöl, Hamsiköy’e Fiat Linea ile çok rahat çıktık.  
Hıdırnebi yolu...

Ancak mesela, Pokut’a gelince iş değişiyor, şoförlüğünüz çok iyi değilse, 4x4’le bile zorlanabilirsiniz. Ama iyi şoför olunca Peugeot 2008 bile çıkıyor. Yine de siz risk almayın, 4x4 bir araç en güzeli. 

İkinci seçenek seyahate hangi uçtan başlayacağınıza bağlı olarak uçakla Trabzon’a veya Batum’a gitmek.  Buradaki bir seçenek araba kiralamak. Eğer seyahatiniz uzunsa ve de çok yere gidecekseniz, araba kiralamanızda fayda var, yoksa işiniz çok zor. En ideali ve en hesaplısı Dacia Duster....  

Yok, ben bir yere gidip orada kalmayı ve gezeceğim yerlere yürüyerek ulaşmayı planlıyorum diyorsanız, Trabzon havalimanından ta Hopa’ya kadar Havaş servisleri var.  Havaş ücreti Trabzon’dan Rize merkeze kadar 16, Trabzon’dan Rize/Ardeşen’e kadar 20, Trabzon’dan Hopa’ya kadar 25 TL.  Yolculuk süresi ise Trabzon’dan Ardeşen’e 2-2,5, Hopa’ya ise 3-3,5 saat.

Batum’dan gittiğinizde ise, Sarp sınır kapısından Hopa’ya geçmeniz gerekiyor. Hopa’dan Trabzon istikametine giden otobüslerde çok rahatlıkla yer bulabilirsiniz.

Ancak bahsettiğim duraklar Karadeniz seyahatinin ilk ve en kolay aşamasını oluşturuyor. Önemli olan, o noktalardan sonra varacağınız yere nasıl gitmeniz.  Burada da seçenekler mevcut.

Mesela, Rize merkezden, Pazar’dan, Ardeşen’den Çamlıhemşin’e de, Ayder’e de hem dolmuş, hem taksi seçeneği var. Örneğin, Ardeşen’den Çamlıhemşin’e dolmuş fiyatı 7, taksi fiyatı 60 Tl.

Ayder’e gideceksiniz,  9 TL (bu sene artmış olabilir belki, benim bahsettiğim 2 sene önceydi) de kapıda giriş ücreti ödüyorsunuz.


                                                        Meydan köyü 

Daha yüksek yaylalara çıkmak için arabanız yoksa, Çamlıhemşin’de transfer hizmeti alabiliyorsunuz.  Çamlıhemşin’de araç kiralama hizmeti yok, ama sizi kendi arabalarıyla yaylaya çıkartmaya hazır olan insan bulmak kolay. Mesela, Çamlıhemşin’den Pokut ve Gito gibi yaylalara  4X4 araçla tek yön gidiş 125 TL ile 150 TL arasında değişiyor – anlaşmanıza bağlı.  Ardeşen’den alınmak isterseniz, fiyat 200 liraya kadar yükseliyor. Kişi sayınız çoksa ve bu yaylalara minibüsle kalkmayı tercih ediyorsanız, minibüsün tek yön fiyatı 400 lira. Unimog denilen üstü açık kamyon tipi araçlar ise 300 liraya sizi yaylaya ulaştırıyor.   Sizi Trabzon havalimanından direkt yaylaya çıkartacak olanlar da var, ama fiyat doğal olarak daha da yükseliyor. En iyisi Çamlıhemşin’e kadar kendi imkanlarınızla gitmeniz. Tabi, ideal olanı kendi aracınızla yaylaya çıkmanız…
Zilkale'den hangi yaylaya gidilir, mesafe ne kadardır? 
                                                        NEREDE KALMALI?

Özellikle, Ayder, Uzungöl gibi turistik yerlerde kalacak otel ve pansiyon çok.   Yukarılara çıktıkça seçenek azalıyor tabi.  Çoğu  otel ve pansiyona gideceğiniz bölge adını yazarak tripadvisor gibi sitelerden ulaşmanız mümkün. Fiyatları gecelik 100-150 liradan 600 liraya kadar değişen moteller, oteller, pansiyonlar var. 

Ayder yaylası
Uzungöl, bana göre konaklamak için iyi bir seçenek değil, ama yine de siz bilirsiniz tabi – orada da konaklama imkanı fazlasıyla çok. Ama gitmeden kalacağınız yerin  konumunu ve hakkındaki  yorumları iyice inceleyin derim.
Uzungöl
Sultan Murat Yaylası’nda bir üç yıldızlı otel, bir tatil evi, birkaç pansiyon var – seçmek size kalmış.
Sultan Murat yaylası
Hıdır Nebi yaylasında konaklama seçenekleri daha çok – yayla evini günübirlik kiraya verenler de var, pansiyonlar da. Biz Yaylakent diye bir tesiste kalmıştık, kahvaltı dahil, günlük 200 lira vermiştik bir bungalow için. Bungalow 4 kişilik bu arada, 4 kişi de kalsan, 1 kişi de kalsan, fark etmiyor. 
Hıdırnebi Yaylakent
Bana kalırsa, Trabzon’da en iyi seçenek merkezde uygun bir yerde kalıp, arabayla günübirlik seyahatler yapmak. Zaten mesafeler çok uzun, yollar da çok kötü değil, her gün bir yere gider dönersiniz. En fazla bir gece yayla deneyimi yaşanabilir…
Artvin/Villa Art Otel
Artvin’de durum daha farklı.  Şehir merkezi şahsen benim kalmayı tercih edeceğim bir yer değil. Biz, merkezden daha yukarıda, Kafkasör yolu üzerinde Willa Art Otel diye bir yerde kalmıştık, sahibi Arif bey çok iyi ve yardımsever bir adamdı. Otelin manzarası da güzeldi. Ama bir günden fazla kalmak sıkıcı olabilir orada. Bana öyle geldi en azından… Maçahel ve Şavşat için ise durum farklı – oralarda günlerce kalınabilir anlatılanlara bakılırsa. Pansiyon seçenekleri de mevcut…
Ayder yaylası
Ayder’de seçenek çok daha fazla. Oteller, pansiyonlar, yayla evleri…

Biz  Aris Ahşap Otel’de kalmıştık. Şu anki fiyatları konusunda bir fikrim yok, ama iki sene öncesinde kişi başı kahvaltı dahil 60 TL idi. Otelin konumundan, temizliğinden, çalışanlarından memnun kalmıştık, ama kahvaltı konusunda aynı şeyi söylemeyeceğim. Nedenine “ne yemeli” kısmında değineceğim...

Ayder’den yukarıda – Kavrun yaylasında da konaklama olanağı çok.   Yöre halkı, yakında Kavrun’un da Ayder’e benzeyeceğinden endişe ediyor. 

Ünlü reklam filmlerinin çekildiği Çat yaylası yakınında pansiyonlar var - Toşi, Cancik, Zilkale yol üstünde bulabileceğiniz pansiyonlardan bir kaç tanesi. Kafe hizmeti de veriyorlar. Bir de çok güzel konumlu Goboca Dağ Evi var o tarafta, o da tercih edilebilir...

Elevit’te, Amlakit’te de konaklama olanakları mevcut. 

Gito yaylasında iki pansiyon var – Koçira ve Hozboncuk. Ben Hozboncuk'ta kaldım. Sadece sabah taze çekilen süt kaymağı, sıcak ekmekle  yapılan kahvaltı için bile gidilebilir oraya. Havva'nın şahane fotoğrafları da bonus olur:) Konaklamasanız bile kafe hizmeti alabiliyorsunuz. 
                                                    Hozboncuk dağevi/Gito 

Badara yaylasında henüz pansiyon veya kafe türü bir yer yok, ama olmaya aday. 

Dünya güzeli Hazindağ’da önceleri pansiyon yoktu, ama artık var. Çok büyük bir pansiyon açıldı. 
Hazindak yaylası
Sal yaylasında bir pansiyon ve evlerinde konaklama sağlayan yaylacılar var. 

Benim en son konakladığım Pokut yaylasında 5 pansiyon var. Pokut Doğa Konuk Evi, yaylayı en yukarıdan gören pansiyon. Demircioğlu Dağ Evi, platonun en sonunda, neredeyse ormanın içinde kurulu bir pansiyon. Pokut Yayla Evi, yaylanın tam ortasında yer alıyor.  Platoda Mola ise orman manzaralı terasıyla dikkat çekiyor. Tanevit Dağ Evi, yaylanın en yenisi. Bir pansiyon da yakında açılacakmış.

Fiyatlarına gelince, yaylanın en medyatiği ve en pahalısı Platoda Mola. Sabah ve akşam yemeği dahil bir gecelik fiyatı 200 lira. Nedeni, yağından peynirinden yoğurduna, böreğine kadar her şeyin organik olması. Yaylada tek inek besleyen bu işletmenin sahibi olan aile.
Ayrıca, sebzelerini de kendileri yetiştiriyorlar. Pansiyon, dışarıdan bakınca “bir yayla evi, özüne dokunulmadan nasıl modernize edilir”in örneği...
Plato'da Mola
Diğer yayla pansiyonlarının fiyatları 150-170 lira arasında değişiyor. 

Demircioğlu Pokut Dağ Evi, sanırım yaylanın en eskisi. Platonun en sonunda, ormana açılan bir pansiyon. Yayla manzarasını yansıtmadığı için kafadan eledim, o yüzden hiçbir bilgim yok pansiyonla ilgili.
Demircioğlu Dağ Evi


Pokut Yayla Evi, yemekleriyle çok ünlü ve bir seferinde bir gece dahi olsa kalıp Filiz Hanım’ın güzel yemeklerinden tatmak istediğim bir yer.  Sahipleri Ömer bey ve Filiz Hanım’la sadece yaylayı gezerken ayaküstü tanıştık, çok güler yüzlü ve sıcak insanlar. 7-15 yaş arasındaki çocuklara yüzde 50 indirim yapıyorlar. Daha küçük çocuklardan ücret alınmıyor.
Pokut Yayla Evi
Pokut Doğa Konuk Evi 
Pokut'ta kahvaltı başkadır...
Pokut Doğa Konuk Evi, yaylanın en şahane manzarasını sunuyor. Terası ömre bedel. Diğer pansiyonlardan farkı, hem de kafeterya olarak hizmet vermesi. Yani yaylada gezip yorgun düştükten sonra çay içip, isterseniz yemek de yiyebileceğiniz bir mekan. 

Çalışanları gürcü, o nedenle muhteşem gürcü mutfağından sürprizlerle karşılaşmanız da olası.  8 odası var, odaların hepsi 4 yataklı. 

Pokut Doğa Konuk Evi’nin tek güzel olmayan şeyi ,  muhteşem yayla manzarasına yakışmayan “dondo” ve “çaykur” amblemli brandaları, ama onlar da yakında  değişiyormuş.

Eksiği ise kendi üretimi olmayan süt ve süt ürünleri. Kötü mü, değil, ne de olsa o yaylalardan, köylerden alınıyor, ama yine de insan o yükseklikte çok daha fazlasını istiyor. 

Konaklamak için illa yaylaya çıkmama gerek yok diyorsanız, Çamlıhemşin ve çevresinde kalınacak çok hoş oteller, pansiyonlar var ve yapılıyor.

Goboca Dağ Evi, benim hep gitmek istediğim, ama bir türlü kısmet olmayan,  Fırtına deresinin üstünde sevimli mi sevimli bir pansiyon. 

Daha önceki adı Moyy Mini olan Çamlıhemşin merkezin en fotojenik, en stilli  otelinin şimdiki adı Puli Mini. Özellikle ormana ve nehre bakan kısmı muhteşem. Değişik havası olan bir otel. Orada konaklayıp, günübirlik yayla turları yapabilirsiniz.
Puli  Mini
Ada Pansiyon, Ekodanitap, Zizna pansiyon, Fırtına pansiyon da Çamlıhemşin bölgesinin ilgi gören mekanlarından. Makrevis Kafe-Pansiyon, Siyamkar Dağ Evi de çok temiz ve güzel manzaralı işletmeler. 

                                                    Makrevis Pansiyon 

Bir de Çinçiva'da Alaf var tabi, benim için pansiyon değil, ev. Eski halini de bildiğim o köy evini Ahmet Biryol kendi elleriyle çok sıcak bir yuvaya dönüştürmüş. Çinçiva'nın en merkezi noktasında, hem yaz, hem kış kalabileceğiniz ve evinizde gibi hissedebileceğiniz bir yer Alaf. 8 kişi kapasiteli bir yer. İşletmecisi Ahmet, çok iyi bir arkadaştır, çok iyi ev sahibidir, çok iyi ustadır, çok iyi aşçıdır, çok iyi rehberdir, çok işi şofördür, yani bulunmaz nimettir:) 
                                                        Alaf /Çinçiva 

Benim için bir diğer ev ise Çulina'da. Metin Abi'nin yaptığı kulübelerde sabah ormana karşı kuş sesleriyle uyanmanın hazzını hiçbir yere değişmem.  4'er kişi kapasiteli 2 kulübe var Çulina'da. Bir de eski evin misafir odası konaklama için kullanılabiliyor. Metin abi sayıyı arttırmaktan yana değil, "gelen misafirle sohbet edebilmeliyiz" diyor. Bence haklı... 
                                                           Çulina

Bölgedeki köylerde evlerini yazlık olarak kiraya verenler de var. Sayıları henüz çok değil, ama bulmak mümkün. Çamlıhemşin’deki yerel rehberlere sorun, bu konuda size yardımcı olacaklardır.
                                                 Siyamkar Dağevi 

                                                  NASIL GEZMELİ?

Hazindak yaylası
Mümkün olduğunca yürüyerek. Karadeniz, yürüyerek tadına varılacak yerlerden. Evet, araba işinizi kolaylaştırır belki, ama Pokut’tan Hazindak’a kah sisli, kah güneşli ormanın içiyle, patikalarla üç saat yürümenin keyfini vermez. Dolayısıyla, konaklayacağınız destinasyonlara arabanızla gidin, sonra arabayı bırakın, yürüyerek keşfe çıkın. 

















Yaylacılarla sohbet etmeye çalışın. Bakmayın siz, Karadenizliler, özellikle Rizeliler  sert görünürler, ama özünde hoşsohbet insanlardır. Bir başladılar mı, kendi yaylalarının tarihinden, hikayelerinden, sohbetlerine doyum olmaz. 


                                                  Badara yaylası 

Ha bu arada, Hemşinliler kendilerine Rizeli denmesinden çok hoşnut olmazlar, haberiniz olsun.  Daha da ötesi, neredeyse her yaylanın, her köyün kendi aralarında asırlara dayanan bir husumeti vardır, bir anlattırmaya başladınız mı, çok keyifli hikayeler duymanız garanti.
Yaylada size çay ikram etmek isteyenler olacak, bence geri çevirmeyin. 
                                                   Yukari Vice 

Bu arada, bir not düşeyim, sohbet ederken sakın ola “horon tepelim” cümlesini kurmayın, çok kızarlar. Haklılar da. Çünkü horon “tepilmez”, “vurulur”…

Yaylada yalnız gezmek keyiflidir, ancak yine de uzaklaşmayın, görüş mesafesini kaybetmeyin. Aniden gelen bir sis yolu kolayca kaybettirir.  Mümkünse, bölgeyi bilen birileriyle dolaşın, rehber olursa daha iyi olur. Çamlıhemşin’de rehber bulmak zor değil.

Yayladaysanız ve yalnızsanız, kendinize birlikte gezebileceğiniz yayla arkadaşları edinin.  Ayı izlerini takip ederek gidersiniz işte...

Mümkünse, sabah saatlerinde gezin. Sabah dediğim saat 8 değil. Saat 8 yaylada neredeyse öğlen sayılır. Zaten yaylada çok uyuyamazsınız, uykuya çabuk doyarsınız, sabah saat 6’da kalkın, çevreyi turlayın mutlaka. Sabahları sis daha az olur, hava açık olur,  daha çok keyif alırsınız. Kitap okuyup dinlenme işini öğleden sonraya bırakın…

Palovit şelalesi

Çamlıhemşin'de konaklayacaksanız günübirlik gidecek yeriniz çok. Neredeyse yaylaların tamamına gidebilirsiniz. Arabanızın olmamasını bile dert etmeyin.  Benim yarım günüm vardı ve aracım yoktu, internetten bulduğum bir firma ile anlaştım. "Laz çocuğu" Mustafa sağolsun, kaldığım yerden beni aldı, Palovit şelalesini, Zilkale'yi, Çinçiva'yı gezdirdi. Gayet makul fiyata hem de. Pazarlık işe yarıyor buralarda:)  










Bir de Çamlıhemşin'deyseniz eğer, ne yapın edin, mutlaka asırlara meydan okuyan, insanın hayal gücünü zorlayan konaklardan en az birini gezin. Bayılacaksınız. 

                                            Deliemet konağı - Makrevis 

O büyüklükte taşların patikalarla o yüksekliğe nasıl taşındığına, o büyüklükte evlerin o yamaçlarda nasıl sağlam yapıldığına, eski konak hayatının akıl almaz modernliğine ve zenginliğine şaşıracaksınız.
Reyhanoğlu konağı/Yukarı Çamlıca (Yukarı Viçe)
Her türlü nazınızı, şımarıklığınızı, egonuzu aşağıda bırakın.  Yaylanın her halini lütuf olarak kabul edin. Zira o rakımda  “vay sis geldi”, “aman yağmur yağdı”, “ama sinek ısırdı”,  “elektrik gitti  ne olacak”, “sıcak su yok, ne yapacağız” gibi sızlanmalar çok saçma.  Mesela, Hazindağ’ta hiç elektrik yok, Pokut’ta su az, ama bu, o yaylaların güzelliğinden hiçbir şey eksiltmiyor. Siz de keyfinizden bir şey eksiltmeyin. Ayrıca, yapmak isteseniz bile, sızlanmalar güzel anılarınıza gölge düşürmekten başka hiçbir işe yaramıyor, bilesiniz.  Kendiniz yapmayın, yapan arkadaşlarınızı uyarın…

Zilkale

                                                YANINIZA NE ALMALI?

Yayla için en önemli eşyalar – spor ayakkabı, spor çantası, yağmurluk, matara, çorap ve tişörttür. Özellikle de benim gibi takıntılıysanız, çorap ve tişört sayısını bol tutun. Bunun teri var, yağmuru var, çamuru var, derede ıslanmağı var… Bir de sineği var, çorap boyunu uzun tutun:)

Spor ayakkabı dediğimiz şey, daha yüksek alanlar için trekking ayakkabısı. Bilekten bağlamalı olanları makbul. Ama çok yüksek alan olmayınca yoruyor onlar insanı, rahat tabanlı spor ayakkabılarını tercih edin. 

Evde giymek için  hafif bir spor ayakkabınız ve her ihtimale karşı terliğiniz olsun. Bazı yayla evlerinde havlu, saç kurutma makinesi gibi şeyler olmaz, ya önceden sorun, ya da çantanıza atıverin.

Genellikle yürürken çıkartmak zorunda kalıyorsunuz, ama dağda polar kurtarıcıdır, mutlaka yanınızda bulundurun.

Dağ güneşi fena yakar, güneş kreminiz olsun yanınızda.  Güneş gözlüğünüz de. Küçük bir sağlık çantanız da olsun. 

Dağ göllerinde, şelalelerde suya atlamak için şortunuz, mayonuz da olsun.

Ama yürüyüşte şort tercih etmeyin derim, sisli havalarda sinekler  teninizin açık gördüğü noktalarına hemen saldırırlar, sonra bir haftanız bacak kaşımakla geçer:) En iyisi eşofman tarzı pantolonlar, daha da iyisi su tutmayan pantolonlar.

Dağda artistik pozlar vereceğim diyorsanız, yanınızda güzel bir elbise bulundurmanızdan kimseye zarar gelmez. Ama daha fazla abartmayın:)  

Bir de çantanızda mutlaka ufak-tefek hediyeler olsun, yayla çocuklarına vermek için. Kendi çocukluğumdan bilirim, yaylada bize bir çikolata veren insan dünyanın en iyisiydi :)

Kendiniz için atıştırmalık birşeyler de alın - yanınızda bulunsun. Yürüyüşte bazen sağlam acıkıyor insan. 

Yaylada en önemli eşya fotoğraf makinesidir. Yedek kartınızı, şarj cihazınızı, telefonunuzun hafızasının yeterli olup-olmadığını sürekli kontrol edin. Bu arada, Trabzon tarafta sorun yok, ama yüksekteki Rize yaylalarında sadece Türkcell çekiyor, bilginiz olsun.  İnterneti de kötü olsa dahi, çalışıyor. Gito'da ise yeni verici sayesinde Vodafone da çekiyor. 
Bir mühim eşya da selfie çubuğu tabi. Yalnız yürüyüşlerinizde size çok iyi arkadaşlık yapar:)

Sevdiğiniz kitaplarınızı eksik etmeyin yanınızdan…

                                                          NE YEMELİ?

Öncelikle, silori Artvin’de, muhlama Rize’de, kuymak Trabzon’da yenir kuralını unutmayın.
Kaygana
Artvin/ Hopa’da mutlaka pide yiyin. Hızır Dayı’nın salonuna gidin, kavurmalısından isteyin...

Maçahel tarafında silori isteyin, ben Batum’da yedim daha önce,  hem tatlısını, hem mantısını, muhteşemdir.

Trabzon’da canınız pide çekerse, Sürmene’deki Bozo’ya uğrayın.

Kalkanoğlu’nda pilav yemeden Trabzon’dan sakın dönmeyin. Ama işi ağırdan almayın, öğleden sonraya pilav kalmayabilir.  

Akçaabat köftesi adı üstünde, Akçaabat’ta yenir diyeceğim, ama Nihat Usta’ya gitmenizi tavsiye etmem, köfte iyi, ilgi-alaka kötü. Önünüze bir kilo köftenin atıp ilgilenmeyen bir personel istemezsiniz herhalde…Cemil Usta’ya gidin siz. Körfez Köfte de iyi diyorlar...
Akçaabat köfte
Laz böreği için Akçaabat’ta Nejla Hanım Ev Tatlı’larına uğrayın, onlar da markalaşmış, ama personel çok ilgili. Rize Çamlıhemşin'deki Sini'nin laz böreği de olağanüstü... 

Ayasofya’da kuymaklı, kayganalı serpme kahvaltı isteyin.

Çıkın Boztepe’de bir semaver çayı için.

Hamsiköy’de ne yeneceğini söylememe gerek yok herhalde – sütlaç yenir tabi ki.  Hatta sadece sütlaç için Hamsiköy’e gidilir. Osman Usta’da yenir, Nihat Usta’da yenir, Niyazi Usta’da yenir. Gerekirse, sırasıyla hepsinde yenir:))
Hamsiköy sütlacı
Uzungöl’de sakın yemek yemeyin diyesim var, umarım kimseye haksızlık etmiyorum. Zira, onca kafe, restoran dolaştık, hiçbirisinde yöresel tereyağlı, ballı, kaymaklı, ekmekli bir kahvaltı bulamadık. Eğer konaklayacaksınız, internetten iyice araştırın, iyi konaklamalı bir otele gidin. Günübirlik gidiyorsanız, aşağılarda karnınızı doyurun, öyle çıkın Uzungöl’e…

Maçka’dan Sümela’ya giderken Coşandere tarafında muhteşem kahvaltılık mekanlar var, mutlaka uğrayın. Coşandere tesisleri var büyük olan, orası da fena değil – kişi başı kahvaltı 20 TL, ama daha ilerisinde salaş ve güzel mekanlar da var, onları da deneyin fırsat bulursanız…
Rize’de pidenin adresi Derepazarı…

En muhteşem kuru fasulye Rize Çayeli’ndeki Lale lokantasında yenir, unutmayın. Rize Liman Lokantası ise anlata-anlata bitmeyecek bir efsane...

Fırtına vadisinde Osmanlı’da alabalık isteyin.

Pokut yaylasına çıktığınızda, karalahana çorbası, Pokut çorbası, karalahana dolması, turşu kavurma ve ot kavurması ilk isteklerinizin arasına mutlaka girsin.

Muhlamasız kahvaltı olmaz, kaymaklısını isteyin, ama minci de isteyin, bayılacaksınız.

                                                     Muhlama 

Hemşinliler pastacılığı, fırıncılığı Türkiye’ye getiren insanlar, onların elinden mutlaka ekmek ve adını bile bilmediğiniz, ama lezzetini unutamayacağınız tatlılar yiyin. 

Çamlıhemşin-Çinçiva yolu üzerindeki Sini’ye uğramayı asla ihmal etmeyin – kaymaklı kete isteyin. Kaymaklı muhlama da olur. Ha bir de çarhala için. Aklınızın yarısı orada kalacak, emin olun. Dönüşte köy ekmeği alın oradan. Önceden söylerseniz yaparlar. 

Ayder’de kaldığımız otelin kahvaltısını sevmediğimden bahsetmiştim, nedenini söyleyeyim – sunulan balın, tereyağının “dükkan ürünleri” olması. Sizi bilmiyorum, ben gidip dağda paketlenmiş ürünler yemek istemiyorum. O çiçekleri, otları yiyen hayvanların sütünü, yağını, peynirini, kaymağını, o dağların arısının balını yemek istiyorum. Bu nedenle  Ayder’de de odayı kahvaltı dahil almamıza rağmen, dışarıda kahvaltıcı aradık ve bulduk.

Yılmaz Kafe, Ayder’de yol üstünde, herkesin kolay ulaşabileceği bir yerde. Yılmaz bey ve ailesi işletiyor,  domates, biber, salatalık, yeşillik bahçeden, yiyecekler kendi hayvanlarından, ekmek kendi kuzinelerinden. Evin hanımı çok hoşsohbet. Halen çalışıyor mu, bilmiyorum, ama çok sevmiştik biz o aileyi. 2 sene önce 4 kişilik olağanüstü bir kahvaltı için 60 Tl ödedik. 

Ayder'de lezzetli közde kahve isterseniz, bir az yukarıya doğru yürümeniz lazım. Yolun üstünde karşınıza Yusufun Yeri diye bir yer çıkacak. Çok tatlı bir teyze çalıştırıyor. Lokumla kahve yorgunluğa iyi geliyor:)
Yusufun Yeri
Çamlıhemşin’de çay molası vermek isterseniz, Çinçiva kahve bir klasiktir.  Yeşile ve su sesine doyarak çayınızı yudumlarken kendinizi başka bir dünyada hissedeceksiniz.
Çinçiva kahve
Hemen Çinçiva’nın karşısında muhteşem bir mekan açılmış.  Zua Coffe. Zua, Hemşince deniz demekmiş. Mekan çok sevimli, çok sıcak, oturunca kalkmak istemeyeceksiniz. Sahibesi Elif Hanım çok tatlı. Zua Coffe, Çamlıhemşin’de önemli bir eksikliği gideriyor – kendine münhasır bir kahveci yok onun dışında. Envai çeşit kahve ve çay bulabilirsiniz. Bir de çok güzel tatlılar tabi. Dağ çileği soslu sakızlı muhallebi isteyin. Mevsim değişince dağ çileğinin yerini böğürtlen, yaban mersini alacakmış, onları da deneyin, hepsi doğal, hepsi organik...
Zua Coffee

Çamlıhemşin’deyseniz kahvaltılık mekan olarak Sini başrolde, ama Makrevis Kafe'nin kahvaltısı ve manzarası beni benden aldı, sizi de alır, aklınızda olsun.  

Bir de Çamlıhemşin'den Çinçiva'ya doğru giderken Koboş köprüsünün hemen altında şahane bir kafe var - Yolun Dibi. Orada mutlaka nefeslenin, sahipleri aşırı tatlı ve hoşsohbet insanlar, yemekleri de iyi... 
                                                       Yolun Dibi (Koboş)

Bar tarzı bir yer arıyorsanız, Çamlıhemşin’de o da var – Şuşe bar. Puli Mini’nin hemen karşısında sakin, huzurlu bir mekan…

                                                   NE ALMALI?

Meşhur Rize bezinden elbiseler, gömlekler almalı. Yazın müthiş oluyor, terletmiyor, çok rahat ediyorsunuz. Çamlıhemşin merkezde yöresel ürün satan mağazalar çok.  Rengarenk Hemşin çoraplarından ve yazmalarından mutlaka edinin.

En farklı ve en güzel hediyelikleri bir araya toplayan yeni bir dükkan açıldı Çinçiva'da. Adı Peri Dükkan. Tatlı mı tatlı bir yer olmuş. Fiyatları biraz pahalı gelebilir, ama kalite sorunu yok. Sahibi Deniz Hanım'ın tasarladığı tişörtlerden tutun da yöresel otlara, mevsiminde yayla tereyağına kadar sevdiğiniz herşeyi bulabileceğiniz bir yer. Çay almanız gerektiğini söylememe gerek yok herhalde.

                                                   Peri dükkan 

Ayder-Çinçiva ayrımında Çamlıhemşin Yöresel Ürünleri diye bir mağaza vardı, en güzel elbiseleri orada görüyordum, şimdi kapanmış.


Bulursanız, Anzer balı da alın.

Yaylalarda karşınızda çıktı mı, hiç kaçırmayın, tereyağ, peynir alın mutlaka.
Oldu ki kaçırdınız, Çamlıhemşin merkezin hemen çıkışında da Ayder Peynircilik var, uğrayın, güzel peynirleri oluyor.  Çok hoşsohbet de bir sahibi var, peyniri sevdiğinizi belli etmeniz yeterli, hemen iyisini-kötüsünü söylüyor. 

Minci alın, kolot peyniri alın, tulum alın, tereyağ alın. Bir de yaban mersini reçeli alın – müthiştir o dağların yaban mersininden yapılan reçeller.

Sürmene’den bıçak alın, meraklısıysanız. Paranız çoksa, Trabzon telkarisi de alabilirsiniz. Bir vazo sordum, 450 Tl:)

Dolap süsleri, maket kemençe, Trabzon ekmeği, ballı fındık ezmesi, mısır ekmeği de artık size kalmış...

Tabi ki bunların hepsini tek bir seferde yapmak mümkün değil ve daha da kötüsü, bunlar hepsi değil. Karadeniz, büyü gibidir, sizi asla bırakmaz, hep çağırır. Hem gittiğiniz yerlerin özlemini çekersiniz, hem yeni cennetleri keşfetmek için yanıp tutuşursunuz.

Ama ne yapın, edin, mutlaka Karadeniz’e gidin, o büyüye kaptırın kendinizi. 

İyi gelecek, eminim:)

Gönül Şamilkızı





































Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bu Blogda Ara